TÜRKİYE

Hilal Kaplan: Cumhurbaşkanımızın çağrısı hakkında neden iyimser değilim?

Sabah yazarı Hilal Kaplan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "2023'e giden süreçte medyamızın bu iç hesaplaşmayı da yapacağına, bu habis zihniyetten kendisini bir an önce kurtaracağına inanıyorum" sözleriyle ilgili "Yarama tuz oldu bu sözler; kendi mücadelemde yaşadıklarımı hatırladım" görüşünü dile getirdi.
Sitede oku
Kaplan, 'Cumhurbaşkanımızın çağrısı hakkında neden iyimser değilim?' başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya'ya yönelik sözlerini hatırlatarak başladı.
"Vefa' deyince aklıma gelen ilk isim olan Cumhurbaşkanı Erdoğan da elbette oradaydı. Konuşmasının sonlarına doğru, Karakaya'nın da çok dert ettiğini bildiğim bir noktaya parmak basarak şöyle dedi: 'Üzülerek ifade etmek isterim ki basın yayın camiamızda darbeci zihniyetle samimi bir hesaplaşma yapılamadı. O günlerde gazete manşetlerinden darbeciler adına siyasete ihtar çekenler, korundu kollandı, hiçbir şey olmamış gibi pişkince köşebaşlarını işgal etmeyi sürdürdü. Dahası bu kalemşorlar cumhuriyet mitinglerinden Gezi olaylarına, 17-25 Aralık'tan 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar demokrasimize yönelik tüm girişimlerde tetikçilik yapmaktan geri durmadı (...) 2023'e giden süreçte medyamızın bu iç hesaplaşmayı da yapacağına, bu habis zihniyetten kendisini bir an önce kurtaracağına inanıyorum. Ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz adına bunu içten bir temenni olarak burada özellikle ifade ediyorum" diyen Kaplan, Erdoğan'ın bu sözlerinin 'yarasına tuz' olduğunu belirterek konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu.
"Yarama tuz oldu bu sözler; kendi mücadelemde yaşadıklarımı hatırladım. Misal yıllar önce bir kokteylde öncü kuşaktan bir ablamızı gördüm. Konuşmak için yanına gittim ama selam verdikten kısa süre sonra arkasında duran kişi yüzünü bizden yana çevirdi ve o kişinin Ertuğrul Özkök olduğunu fark ettim. Ablamıza, "Ben şu tarafa geçeyim. Şimdi Özkök benimle konuşmaya kalkarsa bir tatsızlık çıkmasın" dedim.
Beş dakika sonra o öncü ablamız yanıma geldi ve bana sitem etti. Kendisinin Özkök ile ayda bir telefonlaştıklarını, arada görüştüklerini, ülke siyaseti üzerine istişare ettiklerini söyledi. Beni de "dışlayıcı ve sert" olmakla nazikçe itham etti. Bir şeyler söyledim ama şaşkınlıktan tam ne dediğimi hatırlamıyorum. Bizim camiada da bu tavrımdan ötürü bazılarının "militan" olarak nitelediği bir yazarım. Çünkü bazı konular-kişiler kırmızı çizgim ve asla taviz vermeye yanaşmıyorum.
Bulunmadığım bir programda şahsımı karalayıcı ifadeler edildiği için Habertürk TV canlı yayınına katılmamı da belki hatırlarsınız. O program oldukça ses getirdi. Hatta sosyal medyada saatlerce başka bir şey konuşulmadı ama "bizim" medya kuruluşlarımızdan bazıları konuyu haber dahi yapmadı. Bir tanıdığım, bu kuruluşlardan birinin genel yayın yönetmenine sormuş; "Ortalık yıkılıyor, neden tarafsız da olsa haber yapmadınız" diye... Büyük GYY'miz "Gruplar arası savaş çıkarırken bize mi sordu" minvalinde cevaplamış. Yani Habertürk'ün sinsi yayıncılığı sadece benim sorunummuş; başkasının değil."
Yorum yaz