GÜNDEM DIŞI

İlkay Öz: Türk-ulus devleti, rejimini kapitalist bir rejim olarak tesis ettiği için gayrimüslimleri mülksüzleştirdi

Gündem Dışı’nda Serhat Sarısözen’in stüdyo konuğu, Trakya’daki Ermeni ve Rumların tasfiyesi ve mülksüzleştirilme süreçlerini ele alan siyaset bilimci İlkay Öz’dü.
Sitede oku

Edirne’de, altmış yıllık zaman diliminde, gayrimüslimleri mülksüzleştiren olaylara odaklanan İlkay Öz, yerel gazetelerde ve tapu kayıtlarında bunun izini sürerek, Türkleştirme ve mülksüzleştirme politikasının nasıl yerel bürokrasi, eşraf ve halk işbirliği içinde gerçekleştirildiğini ‘Mülksüzleştirme ve Türkleştirme Edirne Örneği’ isimli eserinde ele aldı.

‘Kapitalist bir yapı oluşturacak sermaye gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi yoluyla elde edildi’

Mülksüzleştirme ve Türkleştirme Edirne Örneği isimli eserinde 1934 Trakya Olayları’nı ele alan İlkay Öz, şunları kaydetti:

“Türk-ulus devleti, rejimini kapitalist bir rejim olarak tesis ettiği ve Milli İktisat politikalarını uygulamayı kendisine şiar edindiği için ‘mülksüzleştirme’yi benimsemek zorundaydı. Çünkü elinde kapitalist bir yapı oluşturacak sermaye birikimi yoktu. Bu birikimi sadece gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi yoluyla edinebilirdi. Kapitalist bir modeli desteklemediğim için hak vermiyorum ama kapitalist bir model içine giriliyorsa gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi kendi içinde tutarlı. Çünkü kapitalizmde mülksüzleştirme ve de ötekileştirme birbiriyle paralel ilerliyor. Bir yerde ötekileştirme varsa peşinden mülksüzleştirme süreci de geliyor. Kapitalizmin olduğu her yerde bu, mevcut.”

Gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi ve Türkleştirme politikalarında bir aşamanın da Rumların tasfiyesi ve Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi olduğunu vurgulayan Öz, şöyle devam etti:

“Edirne’de Yahudileri özellikle ticari alandaki üstünlükleri dolayısıyla hedef alan üç büyük olay meydana geldi. Bu olaylar, yerelde meydana gelmesine rağmen ulusal politikalardan kesinlikle bağımsız değildirler. Hatta bunlar, yerel eşrafın devlet görevlileriyle işbirliği sonucunda gerçekleşmiş olaylardır. Bu işbirliği düşünsel alanla da sınırlı kalmamıştır. Müslüman-Türk ahali Rum ve Ermenilerin mülksüzleştirilmesinden fayda sağladığı gibi, bu olayların sonucunda Yahudilerin mülksüzleştirilmesinden de fayda sağlamış ve yeniden ilkel birikimlerini gerçekleştirmiştir. Devlet de ‘gayrimilli’ gördüğü bu kesimin tasfiyesiyle homojenleştirme politikalarında sonuca bir adım daha yaklaşmıştır. Yani bu işbirliğinden hem devlet hem de Müslüman yerel eşraf fayda sağlamıştır. İşte bu olaylardan ilki 1934 Trakya Olayları olarak anılan Yahudilerin Trakya’dan sürülmesidir. Bu olay yereldeki dinamiklerden ulusal güçlere kadar birçok aktörün dahil olduğu bir süreç sonunda meydana geldi.”
‘Bir kısım Yahudi’nin Türkiye’de yaşayabileceklerine olan inancı devam ediyordu’

İlkay Öz, “Yahudilerin Trakya’yı terk etme süreçleri 1934 olaylarından sonra Varlık Vergisi ile hızlandı. Bir kısım Yahudi’nin Türkiye’de yaşayabileceklerine olan inancı devam ediyordu fakat Varlık Vergisi’nin doğrudan gayrımüslimleri ve özellikle Yahudileri hedef alması ile ülkeden bu ayrılma, göç süreci hızlanmıştır” dedi.

Yorum yaz