GÖRÜŞ

Deniz yetki alanı gerginliği: Türkiye ve Yunanistan uluslararası mahkemeye başvurmalı

Türkiye ile Yunanistan arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi, bu sefer de Ankara’nın yeni NAVTEX ilanıyla bir kez daha tırmanışa geçti. Yaşanan bu çözümsüzlük sürecinin siyasi ve hukuki boyutunu uzmanlar Sputnik’e değerlendirdi.
Sitede oku

Türkiye ile Yunanistan arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi hızla tırmanıyor. Geçen ay bir NAVTEX ilan ederek Rodos ile Meis adaları arasında yeni bir sismik araştırma faaliyetinde bulunacağını duyuran ve daha sonra doğalgaz faaliyetlerini 1 ay erteleme kararı alan Türkiye, Antalya açıklarında bekleyen Oruç Reis araştırma gemisi için 23 Ağustos'a kadar yeni bir NAVTEX ilan etti. Türkiye’nin bu adımına Yunanistan’dan da tepki gecikmedi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı "Yunanistan herhangi bir şantajı kabul etmeyecektir. Egemenlik haklarını koruyacaktır" şeklinde açıklama yaptı. Yunan bakanlık, Türkiye'nin bölgedeki gerilimi bir kez daha artırarak, 'istikrarı bozan rolünü ortaya koyduğunu' iddia etti.

‘Akdeniz, barut fıçısına dönecek gibi görünüyor’ 

Taraflar arasında artan gerilim ve süren çözümsüzlüğü Sputnik'e değerlendiren Fransız uzman, Caen Normandy Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Christian Fleury, keşif çalışmalarının boyutu konusunda anlaşmaya varılması başta olmak üzere hidrokarbon çıkarma faaliyetlerine dair zorluklara dikkat çekerek şunları söyledi:

“Denizden petrol çıkarma çalışmalarına başlamadan önce denizin üzerinde, içinde ve dibinde çıkarma sınırlarını belirlemek lazım, bu da işi daha da zorlaştırıyor. Bu ön soruların halledilmesi epey zaman alıyor. Örnek olarak ABD ile Kanada arasında Beaufort Denizi ile ilgili yıllarca süren sınır tartışması gösterilebilir. Bu tartışma kapsamında Washington ve Ottawa, Arktik Okyanusu açıklarındaki bir alanın kime ait olduğu konusunda anlaşmaya varamıyor.” 

Akdeniz'in coğrafi konumu ve şimdiki siyasi denklem nedeniyle bir 'barut fıçısına' dönmesi ihtimaline vurgu yapan Fleury Akdeniz'de durum daha da karmaşık. Son derece girintili çıkıntılı kıyı şeridine sahip ve neredeyse kapalı bir deniz burası. Bölgede birçok kıyı ülkesi ve irili ufaklı adalar var. Türkiye ile Yunanistan arasındaki son olaylar durumun daha da kötüleşebileceğini gösteriyor. Bazen hiç de önemli olmayan gelişmeler, mesela bir bölgenin üzerinden uçağın geçmesi, beklenmedik bir şekilde ülkeler arasında gerilime yol açabiliyor” dedi. 

Fransız uzman, Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların çözüm yollarından birinin uluslararası mahkemelere başvurmak olduğunu kaydederek “İlkesel olarak, Yunanistan ve Türkiye bu anlaşmazlığı çözmek için uluslararası mahkemelere başvurmalıdır. Bu ülkeler bir anlaşmaya varamazlarsa, en azından sorunun mahkemeye gönderilmesi konusunda anlaşmaya varmalıdır. 1992'de Kanada ve Fransa da aynısını yaparak Saint-Pierre-et-Miquelon ile ilgili anlaşmazlığı çözüme kavuşturdu" ifadelerini kullandı.

‘Yunanistan kesinlikle sadece uluslararası hukuk kapsamında yanıt vermeli’

Yunan uzman, belgesel yönetmeni, Infowar portalı kurucusu Aris Hacıstefanu, Sputnik’e açıklamasında, “Yunanistan gibi bir ülkenin dış politikası, uluslararası hukuk kurallarının tarafsız bir şekilde uygulanması ve iyi komşululuk ilkelerine dayanmalı” dedi.

HacıstefanuYunanistan, sadece uluslararası hukuk kuralları kapsamında yanıt vermek yerine televizyon programlarını, Konstantinopolis’i ele geçirmeyi ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri öncesi oluşan sınırlara geri dönmeyi hayal eden milliyetçi gazetecilerle doldurmayı tercih ediyor. Vatandaşlara oyunun mevcut kurallarını anlatmak yerine onlara, ne kadar yanılmaz olduğumuz ve sürekli herkes tarafından incitildiğimize dair masallar anlatıyorlar” ifadesini kullandı.

Yunan uzman, “Son Yunanistan-Mısır anlaşması, en azından anlaşmazlıkların iletişim ve her iki taraftan tavizler yoluyla çözüme kavuşturulabileceğini göstermeli. Ancak bunun yerine medyanın çarpık lensleri ve hükümet tarafından yapılan açıklamalar yüzünden bu anlaşma silaha sarılma çağrısına dönüşme riskini taşıyor. Hükümet yanlısı analistlerin sosyal medyadaki bazı açıklamalarına bakılırsa zaferimizin tek göstergesi rakiplerimizde kışkırttığımız öfkedir yorumunda bulundu.

‘Gerilime sevinenler, çatışmaların başında olduğumuzu anlamıyor’

Hacıstefanu, “Ancak Türkiye’nin Yunanistan ile görüşmeleri durdurma çağrısına sevinenler ağır çatışmanın sonunda değil başında olduğumuzu anlamıyor. Tarafların uzlaşma yoluyla çözüme kavuşturamayacağı anlaşmazlıklar yabancı elçilik ve petrol şirketlerinin müdahalesiyle ‘çözüme’ kavuşturulacak” diye ekledi.

‘Tarafların tek taraflı eylemleri çatışmayı şiddetlendirir’

La Laguna Üniversitesi’nden (Tenerife) anayasa hukuku uzmanı Prof. Fernando Rios, Türkiye ve Yunanistan’ı deniz sınırı sorununu çözmeden önce tek taraflı adımlar atmama konusunda uyardı.

Rios, “Karasularının aidiyetine ilişkin tartışmalar devam ettiği sürece çatışmayı şiddetlendirecek tek taraflı eylemlerden uzak durulmalı. Her halükarda karasuları ile ilgili bir anlaşmazlık olduğunda, bu sorunu yasal alan içinde çözüme kavuşturmak için ikili görüşmeler temelinde çözümlenmeli ya da uluslararası makamlara başvurulmalı” diye konuştu.

Bu bağlamda, İspanya ve Fas arasındaki mevcut toprak anlaşmazlıklarına işaret eden Rios, bu konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

İspanya ve Fas arasında Ceuta ve Melilla, Kanarya Adaları veya Batı Sahra’da toprak anlaşmazlığı var. Fas tüm bu topraklar üzerinde hak iddia ediyor. Kanarya Adaları, Fas ve Sahra arasındaki suların aidiyetiyle ilgili anlaşmazlık var. İspanya’nın, Lanzarote ve Fuerteventura kıyılarında sondaj çalışmaları yapmasının ardından Fas şikayette bulunmuştu. Diyalog yoluyla soruna ikili çözüm bulma girişimleri oldu ama hangi suların hangi ülkeye ait olduğu konusunda taraflar arasındaki görüş ayrılığı dikkate alınırsa bugün bu sorunu çözmek mümkün görünmüyor.

Sahra’nın sömürgelikten arındırılmış bir bölge olmaması da meseleyi karmaşık hale getiriyor. Sömürgelikten arındırma süreci felç oldu, çünkü kendi geleceğini tayin etme referandumunun yapılması için gereken nüfus sayım sonuçları Fas tarafından kabul edilmiyor. Fas, bu süreç bitene kadar, gelecekte bir devlet haline gelebilecek Sahra’ya ait olabilecek deniz bölgelerinde hiçbir şey yapamaz. Ama Fas tek taraflı olarak sınırları çizdi ve hatta bu bölgede sondaj çalışmalarını yapma niyetinde.”

‘Yunanistan’ın tezlerini kabul etmesi, Türkiye’nin egemenliğini tehlikeye atar’

London School of Economics (LSE) Ortadoğu Merkezi araştırmacısı Guy Burton ise meselenin, Akdeniz’deki tarafların deniz sınırlandırılmasının esasları konusunda ortak bir anlayışları olmamasından kaynaklı olduğunu söylüyor:

Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değil. Dolayısıyla Türkiye, BMDHS’nin kendisi açısından bağlayıcı olmadığı ve Yunanistan’ın sınırlarını tanıması gerekmediği görüşünde. Türkiye’nin bu tutumunda da kendisine 12 ila 200 mil uzaklıktaki Yunan adalarının rolü büyük. Zaten Türkiye Yunanistan’ın bu tezlerini kabul etse, bu ülkenin egemenliğini tehlikeye atar.

‘Yunanistan’ın hukuk dışı talepleri yalnızca Türkiye’nin değil AB ülkelerinin uygulamalarına da ters’

Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu büyüyen krizi Sputnik’e değerlendiren bir diğer isim ise 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gözde Kılıç Yaşın oldu. Yaşın’a göre sorunun kaynağı, Yunanistan’ın Türkiye’nin yanı sıra AB ülkeleri tarafından da kabul görmeyen ‘hukuk dışı’ tezleri:

Doğu Akdeniz krizinin bir boyutu Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tek sahibiymiş gibi tek taraflı MEB ilanı ve uluslararası şirketlere verdiği doğalgaz arama ruhsatları iken bir boyutu da Yunanistan’ın Girit- Kaşot-Çoban- Rodos- Meis adalarını kendi ülkesinin dış sınırı kabul ederek bu hattan itibaren Münhasır Ekonomik Bölge uygulaması yapmak istemesidir. Yunanistan’ın en dıştaki adalarını esas alan dış hat belirleme niyetinin uluslararası hukukta bir karşılığı bulunmuyor. Türkiye’nin ilan etmesine gerek olmaksızın sahip olduğu ve ana karasından itibaren uzanan kıta sahanlığı bölgesindeki iddialar elbette öncelikle Türkiye’yi ilgilendiriyor. Ancak özellikle Yunanistan’ın talepleri İtalya, İspanya gibi Avrupa Birliği ortaklarının uygulamalarına da ters, Yunanistan’ın adalarına tam yetki tanıma isteği Arnavutluk, Libya, İtalya gibi deniz komşuluğu yaptığı ülkelerce de tanınmıyor.

‘Rodos, Meis, Kaşot gibi adaların deniz yetki alanları karasuları ile sınırlıdır’ 

Yaşın meselenin hukuki boyutunu “Uluslararası Adalet Divanı’nın da benzer konuları içeren davalardaki hükmü adalara, özellikle de ters tarafta bulunuyorlarsa yani diğer bir ülkenin kıyılarına yakın bir adaysa, bu adaya tanınacak yetki alanlarında kısıtlamaya gidilmesi yönünde. Yani uluslararası hukuk uygulaması, Rodos, Kerpe, Kaşot ve Meis gibi adaları enclave edilmesi, yani deniz yetki alanlarının karasuları sınırlarında tutulması şeklindedir. Fransız kıyılarına daha yakın bulunan İngiliz adaları da böyle mahkeme kararıyla enclave edilmişti. Tüm benzer davalarda mahkeme ya da hakem heyeti, kara devletinin haklarına öncelik verilmiştir, bunu karşılayan hukuki terim “coğrafyanın üstünlüğü prensibi”dir. Aynı şekilde bu tür davalarda ortay hat prensibine değil hakça ilkelere üstünlük verilmiştir” şeklinde anlattı. 

‘Türkiye’nin bakış açısını teyit eden çok sayıda mahkeme kararı var’ 

Meis gibi “ters taraftaki” adaları kısıtlı etkili veya tamamen etkisiz bırakan ve Türkiye’nin bakış açısını destekleyen çok sayıda mahkeme kararı olduğunu söyleyen Yaşın Bu davaların her birinde ilgili bölgenin coğrafi durumu ve adaya etki alanı tanınması durumunda anakara devletinin haklarında sebep olacağı hak kayıpları dikkate alınmış ve üstünlük anakaraya tanınmıştır. Yine devletlerin kendi aralarında yaptıkları anlaşmalarda da mahkemelerin uyguladığı prensiplerin izlendiğini yani Türkiye’nin bakış açısını teyit eden anlaşmalar üretildiğini görüyoruz. Bu durumda Türkiye’nin Libya ile yaptığı sınırlandırma anlaşmasında Girit adasına 12 mil yani karasuları genişliğinde deniz alanı bırakması, uluslararası hukukun ürettiği yorum ve anlayışın bir vakıada kullanılmasından ibarettir.

‘Türkiye’nin tutumu İspanya ve İtalya’nın tutumuyla örtüşüyor’

Aynı şekilde Meis adası ile ilgili çıkan tartışmada Türkiye’nin tutumu yine İspanya, İtalya gibi devletlerin kendi deniz sınırlarını belirlerken benimsedikleri tutum ve uluslararası mahkeme ya da hakem heyetlerinin emsal kararlarındaki prensiplerle örtüşmektedir. Bu çerçevede Yunanistan’ın Mısır’la deniz sınırının bulunduğu iddiası da tartışmalıdır. Hukuk değil siyaset söz konusu. Türkiye, İsrail, Mısır gibi bölge ülkeleriyle sorunlu ilişkiler üretmekle hata yapmıştır ama hukuk çerçevesinde tüm iddialarında haklıdır. Mahkemeye gidilmesi durumunda mahkeme hukuk çerçevesinde kalırsa çıkacak karar Türkiye’nin iddia ve tezleriyle örtüşecektir dedi.

‘Yunanistan 2003’te Meis’in güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istemişti, bu bile başlı başına gösterge’

Yunanistan’ın 2003 yılında Meis’in güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istediğini ve bunun Türkiye’nin egemenlik haklarını tanımak anlamına geldiğini söyleyen Yaşın şöyle devam etti:

“Hukukun oluşumunda devletlerin tutumu da önemlidir. 26 Mart 2003’te Meis Adası’nın güneyinde araştırma yapmak için Türkiye’den izin istemesi, Yunanistan’ın Türkiye’nin kıta sahanlığını tanıdığı anlamına gelir. Alman bayraklı Hamburg Üniversitesi'ne ait R/V Meteor' isimli araştırma gemisinin Ege Denizi'nde Yunanistan’ın kendi ‘karasuları’ kabul ettiği alanlarda (Limni adası civarı) bilimsel çalışmalar yapmak için Türkiye'den de izin istemesi de aynı şekilde hukuk yaratmaktadır. Yine bir Alman gemisinin Türkiye’den araştırma için izin istemesi ve Türkiye’nin de Girit ve Kıbrıs arasındaki 580 kilometre uzunluğunda ve 25 kilometre genişliğinde alan için NAVTEX yayımlayarak Maria S. Merian isimli Almanya bandıralı araştırma gemisine izin vermesi yine bu bölgede Türkiye’nin egemenlik haklarının tanındığını gösterir hukukun bir parçasıdır.

Yorum yaz