Eksen - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

'Göç meselesi hükümetin ümmet siyasetinin sonucu; toplumdaki sosyal fay hatları kırılmış durumda'

'Göç meselesi hükümetin ümmet siyasetinin sonucu; toplumdaki sosyal fay hatları kırılmış durumda'
Abone olTelegram
Ercüment Akdeniz’e göre, hükümetin 'ümmet siyasetinin sonucu' olan sığınmacı meselesinde toplumdaki sosyal fay hatları kırıldı. AB ile yeni göç paktının Türkiye'yi göçmen işçi pazarlayan ülke yapacağını belirten Akdeniz, geri kabul anlaşmasının iptalinin gerektiğini vurguladı. Akdeniz Afganistan bataklığına da girilmemesi gerektiği görüşünde.
ABD ve NATO'nun çekilmesinin ardından Afganistan'da askeri misyon üstlenmek isteyen Türkiye, Suriye'nin ardından bu ülkeden de sığınmacı akışıyla karşı karşıya. Ancak 10 yılı aşan Suriyeli sığınmacı varlığı Türkiye toplumunda ekonomik ve sosyal kırılmalara yol açtı. Tepkiler son olarak başkent Ankara'nın Altındağ ilçesinde bir gencin öldürülmesinin ardından Suriyelileri hedef alan saldırılara kadar vardı.
Emperyalist savaşlarda oynanan roller ve Türkiye'yi sarsan göç sorununu, Suriye savaşı sürecinde göçmenlere yönelik çalışmalarıyla tanınan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz’le konuştuk.

'Toplumdaki sosyal fay hatları kırıldı'

Ercüment Akdeniz’e göre, toplumdaki sosyal fay hatları kırılmış durumda. Ankara Altındağ'da yaşananların sığınmacılara karşı tepkinin 4. büyük dalgası olduğuna dikkat çeken Akdeniz, arka planında sosyolojik, ekonomik, siyasi olarak birikmiş sorunları görmeden sağlıklı değerlendirme yapılamayacağını vurguladı:

"Biz EMEP olarak 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde bir göç konferansı gerçekleştirdik. Çok değerli bilim insanları, uzmanlar, hak savunucularını dinledik, onlarla beraber bir deklarasyon açıkladık. Maalesef öngörülerimiz haklı çıktı. Toplumda çok ciddi bir gerilim oluşmuş durumda, 'sosyal fay hatları kırılmak üzere' dedik. Maalesef kırıldı. Benim saha gözlemlerim şu şekilde. Göç sürecini 2011’den beri izliyorum. Bu alanda da 4 kitap yazdım. İlk kitabımda da bunu ifade ettim. 4. büyük saldırı dalgasıyla karşı karşıyayız. Bu 4. büyük kırılma. Ekonomik temelliyle, işsizlik nedenli ve esnafların tepkisiyle galeyana getirilen bir hareketti. Daha sonra 2016’da ikinci büyük linç dalgası, öyle büyük bir dalga ki, arşivlerde, gazetelerde duruyor. Kahramanmaraş, Urfa, Antep, Adana, İzmir, İstanbul’u içine alan bir zincirden söz ediyoruz. Ankara Altındağ o zaman da vardı. 3. büyük saldırı dalgası 2019’da oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan o zaman vatandaşlık vereceğini söylemişti, seçime doğru Suriyelilere. Aslında popülist bir söylemdi, bir karşılığı yoktu ama yine bir infiale neden oldu bu. Bir süre sonra tansiyon düştü ama şu an çok daha büyük bir gerilimle karşı karşıyayız. Bunu kaşıyan, üzerinden oy devşirmeye çalışan bir takım siyasi partiler, medya organları var. Çok sorumsuzca yaklaşımlar var, bunları bir kenara tutuyorum. Ama arka planında sosyolojik ve ekonomik, siyasi olarak birikmiş sorunları görmeden sağlıklı değerlendirme yapabileceğimizi düşünmüyorum."

'AB ile yeni göç paktı Türkiye'yi göçmen işçi yetiştirip pazarlayan ülke yapacak'

Akdeniz'e göre sorunun temelinde Avrupa Birliği ile imzalanan geri kabul anlaşması var. Yerli nüfusun ülkenin 'göçmen deposu' olduğu ve gelenler Avupa'ya gitmezken üzerine Afgan göçünün bineceği endişesi taşıdığını belirten Akdeniz, diğer yandan sığınmacıların kendilerine 'altı ayda biter' denilen savaşta 'kandırılmışlık' yaşadıkları ve Türkiye'de sıkışıp kalmışlık hissiyatı taşıdıklarını vurguladı. Üstelik AB ile imzalanan yeni göç ve iltica paktının Türkiye'yi göçmen deposu olmanın ötesinde göçmen işçi yetiştirip pazarlayan ülke konumuna düşüreceğini söyleyen Akdeniz, en başta geri kabul anlaşmasının iptali ve tepkilerin hükümete yönelmesi gerektiğinin altını çizdi:

"Bence sorunun üç parametresi var: Birincisi Avrupa Birliği ile imzalanan geri kabul anlaşması. Bu anlaşmanın toplumda bir karşılığı var. Hem Türkiye halkında var hem mülteci toplumunda. İki taraf da şunu söylüyor. Diyorlar ki, ‘Biz göçmen deposu olduk, gelen artık Avrupa’ya gidemeyecek, 4-5 milyon aldık, şimdi bir de Afgan göçü olursa 3-5 de onlar gelirse ne yaparız.' Yerli halkın endişesi bu. Göçmenler, mültecilerde, özellikle Suriyelilerde ise şöyle bir şey var; 'Bize dediler ki, savaş 6 ayda bitecek, ülkenize geri döneceksiniz, biz buraya geldik, 10 yıl oldu, çocuklar burada doğdu, ne yapacağız.' Bir kandırılmışlık duygusu var. Orada da bir tepki var aslında AKP hükümetine dönük. Çok ciddi bir tepki var, fazla görünmüyor. Tek taraflı bir tepki olduğu sanılıyor. Mağduriyet çift taraflı. Geri kabul anlaşmasına dönersek, bunu mülteciler şöyle karşılıyor; 'Artık Avrupa’ya gidemeyeceğiz, burada kısılıp kaldık, yarı açık cezaevi.' Dolayısıyla bu işin rasyonel çözümü, - bir an kendimizi duygulardan arındırabilirsek eğer - geri kabul anlaşmasının derhal iptal edilmesi. Hükümete talepler yönelecekse buradan yönelmesi lazım. Çünkü Avrupa Birliği ile pazarlıklar üzerinden yapılan bu anlaşma Türkiye’yi gerçekten büyük bir çıkmaza sokuyor. Avrupa Birliği göç ve iltica paktı imzalandı. 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu paktta ‘bundan sonra Avrupa’ya mülteci istemiyoruz’ diyorlar. Çünkü bunlar çocuklarıyla geliyor, burada kalıyor ve çok pahalıya mal oluyor. Biz bundan sonra yetişmiş, kalifiye göçmenleri geçici sözleşmelerle alacağız ve geri göndereceğiz.' Nerede yetiştireceksiniz bunları? Türkiye’de. Yani biz artık göçmen deposu da olmanın ötesinde göçmen işçi yetiştiren, pazarlayan bir ülke, üs olarak görülmeye başlanıyoruz. Türkiye’deki sendikaların da bu konuda duyarlı olmaları, harekete geçmeleri gerekiyor. Türkiye işçi sınıfında da bir baskı yaratıyor."

'Halkın tepkisi işsizlik ve ekonomik sebeplerden'

Akdeniz’e göre, Türk halkının sığınmacılara tepkisinin ardında en başta işsizlik ve ekonomik sebepler yatarken, meselenin halkı örgütleyecek yapıların çözülmesi olduğunu kaydetti:
“Ben bu galeyana getirilen halka, gençlere baktığım zaman, mahalleler bazında büyük bir işsizlik görüyorum. Ekonomik bir tepki var ama bu tepki örgütlü değil, halk, sendikalar çözülmüş durumda. Toplumun kalkanı olabilecek örgütlü yapılar Özal’dan bu yana ve özellikle AKP döneminde o kadar çözüldü ki toplum tepkisini örgütlü olarak nereye yönlendireceğini bilmiyor ve çok çabuk istismar konusu haline getirilebiliyor. Böyle bir problemimiz var."

'Ortadoğu’dan Afganistan’a kadar hep ümmet siyaseti uyguluyorlar'

Geri kabul anlaşmasının iptalinin önemine dikkat çeken Akdeniz, “Neden Batı devletleri bu göç yükünü paylaşmıyorlar” diye sorarken, aynı şekilde BM ve Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin de devreye sokulması gerektiğini vurguladı. Akdeniz'e göre Erdoğan hükümeti izlediği 'ümmet siyaseti' nedeniyle böylesi göç politikaları uyguluyor:
"Çözüm önerisi olarak birincisi, geri kabul anlaşması çok rahatlatacaktır. Neden dünya devletleri ve Batı devletleri bu göç yükünü paylaşmıyorlar? Neden Türkiye’nin üzerinde kalsın bu? Bu ıslak imzanın altında AKP’nin kalemi var. Bunun kalkması gerekiyor, haklı bir talep. BM’yi ve Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni Türkiye’ye çekmek için baskı uygulamak lazım. Bu çok önemli bir konu. Çünkü BM de sahadan çekildi. Bütün yetkiyi İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Müdürlüğü’ne bıraktılar. Onların işine geldi zaten bu. Burada hükümetin de işine geldi. Çünkü Ortadoğu’dan Afganistan’a kadar hep ümmet siyaseti uyguluyor. Bir zamanlar Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar dünyası hayaliyle dış politika odaklanıyordu. Şimdi ümmet toplumunun reisliği ideolojisiyle bu yapılmaya çalışılıyor. Bu tehlikeli bir siyaset. Bunun son bulması gerekiyor. Hele hele pandeminin getirdiği ekonomik şartlarda eskisi gibi karşılığı yok. Bir de bunun üzerine Afganistan gibi bir mesele gelince, hele hele Taliban’la devleti barıştıracağız gibi..."

‘Afganistan savaş bataklığıdır, Türkiye dünyanın en büyük savaş örgütü olan NATO'dan da çıkmalı'

Afganistan’ın Türkiye için ‘tehlikeli bir macera’ olacağı görüşündeki Akdeniz, aynı şekilde Türkiye'nin dünyanın en büyük savaş örgütü olan NATO'dan da çıkması gerektiğini vurguladı.
“Afganistan savaş bataklığıdır. Açıkçası ABD’nin sahadan çekilmesini biraz stratejik bir hamle olarak okuyorum. Bosna’da, Ruanda’da gördüğümüz soykırımlara benzer sahneler görebiliriz ve bunu gerekçe yaparak NATO yeniden o bölgeye çekebilir. Bu savaş bataklığında bizim işimiz yok. Sadece Afganistan’dan değil, Türkiye’nin NATO’dan da çıkması gerekir. Biz sosyalist bir parti olarak bunu programımıza da yazdık. Çünkü NATO dünyanın en büyük savaş örgütüdür ve her yere bela götürmüştür. Bağımsız bir Türkiye için bizim NATO’dan çıkmamız gerekir. NATO ile hareket etmememiz gerekir."
Erdoğan hükümetinin Türkiye içinde sığınmacılara yönelen saldırı dalgasının zaman zaman önünü açtığı görüşünü dile getiren Akdeniz, böylece milliyetçi kanadın yedeklendiğini belirtti. Akdeniz, neo-Osmanlıcı dış politikada ümmet toplumunun reisliğinin pompalanmaya devam edildiğini savunarak, "Çelişkiden çok diyalektik bütünlük var" diye konuştu.

"İşin diğer tarafında şu var; ne zaman toplumsal fay hatlarında gerilim olsa, mülteciler hedefe konsa ve iş bu şekilde kaosa doğru gitse hükümet biraz bu saldırıların önünü açıyor. Önceki 3 dalgaya dayanarak söylüyorum bunu. Neden? Çünkü bu gerilim olunca Suriyeliler ya da Afganistanlılar 1-2 ay sokağa çıkamıyorlar, Türkiye genelinde. Göze görünmüyorlar ve hükümet kendisini böyle rahatlatıyor. Buna gerekçe olarak bir bölümünü geri gönderiyor, iç kamuoyunu da milliyetçi taraftan yedekliyorlar. Bir yandan bunu yapıyorlar ama öte yandan da Neo-Osmanlıcı dış politikada ümmet toplumunun reisliği kodunu pompalamaya devam ediyorlar. Çelişkiden çok, bir diyalektik bütünlük var."

'Emperyalizmin her gittiği yerde savaş, yıkım, talan ve halkların göçü yaşandı'

Akdeniz, Milli Savunma Bakanlığı'nın 'sadece Kabil havaalanında pozisyon alınacağı, Mehmetçiğe bir şey olmayacağı' gibi söylemler öne sürdüğünü ancak Taliban'ın Ankara'yı NATO unsuru olarak görmeye devam ettiğini savundu. Afganistan'ın Türkiye açısından tehlikeli bir macera olduğunu belirten Akdeniz, emperyalizmin dünyanın hiçbir yerine istikrar, barış götürmediği tersine her gittiği yerde savaş, yıkım, talan ve halkların göçünün yaşandığına dikkat çekti. Akdeniz'e göre Afganistan’dan belki de Suriye’den çok daha büyük bir kitle gelecek:
"Savunma Bakanlığı, ‘Biz sadece Kabil Havalimanı’nda pozisyon alacağız, Mehmetçiğe de hiçbir şey olmayacak, bunu düşünecek durumdayız’ diyor. Biz şimdi buraya mı yoksa Taliban sözcüsüne mi inanalım? Taliban sözcüsü de ‘gelmeyin, siz NATO’nun bir unsurusunuz’ diyor. Bu ne demek? 'NATO’ya yaptığımızı size de yaparız, siz hedefsiniz' demek. Niyetlerle, 'olmayacak' diye kadercilikle bir bölgeye gidilir mi? Rasyonel bir durum, gerçeklik var. Burası bir savaş bataklığı ve Taliban sizi hedefe koymuş. Uzlaşacağını söylese bile nerede kırılacağı belli değil. Dolayısıyla bu Türkiye açısından tehlikeli bir maceradır. Emperyalizm, 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde dünyanın bütün bölgelerinde şunu söyledi, ‘istikrar, barış götüreceğiz’. Nereye barış götürdü emperyalizm? Nereye istikrar götürdü? Her gittiği yer savaş, yıkım, talan ve halkların göçüyle sonuçlandı. Emperyalizm göç üreten bir sistemdir. Emperyalizm maalesef yeni göç kollarını da daha kalabalık bir biçimde kıtalardan kıtalara sürükleyecek. Afganistan da böyle olacak. Afganistan’dan belki de Suriye’den çok daha büyük bir kitle gelecek. İran’ı da Türkiye’yi de sarsacak. Eğer Türkiye’ye verilen jandarma rolü yerine getirilmezse, barajlar aşılırsa, Avrupa’yı da sarsacak bir göçten bahsediyoruz. Bu göçün kaynağından durması gerekiyor. Bunun yolu da emperyalist işgalin son bulması. En azından, bunu başaramıyorsak bile, Türkiye ile emperyalizmle iş tutmamamız lazım. Ne Afganistan’da ne Suriye’de ne de Libya’da.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала